Monday, June 2, 2008

İlk gün...


Yeni bir işte ilk gününüzse, sabah işe giderken Starbucks'tan kahve alın ve bardağı masanızın üzerine koyun. Üzerinde adınız yazdığı için kimse size adnızı sorma gerekliliği hissetmeyecek ve konuşmakta güçlük çekmeyecektir. =)

Friday, April 11, 2008

Yeni Yüz



Ahmet Durul'un "Ben bir Markayım!" sunumundan yola çıkarak oluşturduğum CV (3mb) ve aynı temalı web sitem. Bu iki boyutlu boş kafalı(!) kartondan genç de, kendi marka iletişim kampanyamın yüzü oldu.

Wednesday, January 2, 2008

bir gün bölü her gün

Akampus blogundaki Nevra'nın ve Evrenin yazdığı yazıları burada da paylaşmak isterim. Biri, Akampus'ün bir gününü, diğeri ise Akampus'ün her gününü anlatıyor.

Akampus'te sabah...
Bir yandan günün ilk haberlerini dinlemeye çalışarak, bir yandan evin dört bir yanında dolaşarak ofise gitmek üzere hazırlanıyorum. Akampus için hazırlanmak her şeyden daha fazla özen gerektiriyor. Yaşınız kaç olursa olsun genç görünmelisiniz, enerjinizi toplamalısınız, ayılmalısınız! Sabah mahmurluğunun aslında bir önemi yok, kapıdan girdiğiniz anda afyonum ekip tarafından bizzat patlatılıyor. (devamı..)

Nasıl başlarsak öyle mi gideriz?
Gençlere ulaşmak denince akla ilk gelen şey nedir? Kendime bu soruyu sorduğumda 8 yıldır bu işi yapıyor olmama rağmen çok hızlı bir şekilde cevap veremiyorum. Bu gençlik o kadar dinamik bir kitleki soru basit olmasına rağmen cevap pek de basit değil. (devamı..)

Friday, December 14, 2007

Facebook | Gönenç Giray

Bugünlerde işim gücüm Facebook'ta! Foster's ile yaptığımız aktivitenin büyük bir kısmını Facebook grubumuzdan yönetiyorum. İşin sırrı tek başına event girişi yapmak değil, Facebook'un bu eventleri sosyal bir haber gibi nasıl dağıttı. Benim bir grup içinde yaptığım herşey; panoya yazı yazmak, resim yüklemek, resimleri "tag"lemek vs..; bütün arkadaşlarımın açılış sayfasında haber olarak yayınlanıyor. Bunu akıllıca kullanıp, herhangi bir olayı yada etkinliği bir kerede bütün arkadaşlarınıza yayabilirsiniz. İşte bir örnek:

Sabah farkettim ki tam 100 arkadaşım var =) bende bir WOMM denemesi yapmak istedim, ve şöyle bir taş attım kuyuya:

üniversite, lise, ilkokul, eski kankalar, eski manitalar derken 100 arkadaşa ulaşmışım, ne güzel! Hepinizi çok seviyorum!

Bunu kutlamak (biraz da reklam etmek :) amacıyla 101. arkadaşıma süpriz bir hediyem var. hatta ve hatta 101. arkadaşımı öneren arkadaşıma da süpriz hediyem var :D

Bu geyiğin şerefine, hep beraber söylüyoruz: Biirr kıvılcım düüşşeerr öncee...


ve kendi profil linkimi "posted items"dan "post to profile" seçeneğini kullanarak gönderdim.



Şimdi bu haber (benim koskoca fotoğrafımla beraber) bütün arkadaşlarımın Facebook ana sayfalarında yer alacak. Tabii burda "trick" kısım arkadaşı öneren arkadaşa da hediye olması. Yoksa listemde olmayan bu haberi göremez.

Şimdi bir hediye uydurmak lazım! =)

DipNot: Atladığım birşey var! Bu sabah iki arkadaşıma ekleme talebi göndermiştim! Onlar bundan habersiz talbi onlaylarlarsa 101. arkadaşı bulmuş olacağım! :/

Memnun Oldum!

Tuesday, October 2, 2007

19. İstanbul Uluslararası Kısa Film Festivali



Afiş yarışması sonuçlandı, kazanan maalesef yukarıdaki hanımefendi değil. Halbuki, kendisini tanımasam da, çok ümitliydik. Kazanan afişe buradan bakıp, buraya geri dönüp iyi dileklerinizi belirtebilirsiniz. =)

Yarışmaya göndermediğim diğer bir versiyon =)

Tuesday, September 11, 2007

Heroin, C17H17NO(C2H3O2)2

Bir düşünün, reklam ajansı sahibisiniz, aynı zamanda yaratıcı ekibin başısınız (hayallerimi ifşa etmeye bayılırım! :)) Hatrı sayılır bir mafya babası önünüze bir çanta para koyup, kafanıza da bir silah dayatarak, buda rahiplerinin sakinliğinde "Elimde mal birikti bunu eritmem lazım, satışları artırmak için reklam yapmayı düşünüyorum!" dedi. Eh bu durumda hiç kimse işin "etik" kısmını savunmayı düşünmez!

Aslında bu bir ödevdi. A. Pr. Dr. Levent Kavas her dönem yaptığı gibi okulun gündemine yerleşecek bir ödev vermişti. Tahtaya bu kodu yazdı: C17H17NO(C2H3O2)2 ve "bunu satın!" dedi. Tabii hemen Google'ladık ve karşımıza çıkan "Diasetil Morfin" yani "Eroin" oldu.

Aklıma bir şarkı geldi, Skunk Anansie - She's my Heroine. Buradan doğdu, görsellerde "Heroine" kullanıp, mesaja "Heroin" gizleme fikri... Bu fikir Levent hocamın da yüzünde ince bir tebessüm yarattı.



Videonun alt metnini daha sonra yazacağım.

Görsellerin onlarca farklı versiyonları var, fakat son halleri aşağıdaki gibi:




Soon you'll be safe under her vings, and clean with her kyristal rain of passion.

Çoğu arkadaşım "Neden Cyristal değil de Kyristal ve neden Wings değil de Vings?" diye eleştirdi. Bunun nedeni biraz vurgulamak; okuyanı o noktada durdurup düşündürmek...

Yazılıcak bir sürü şeyin özeti işte bu...

Thursday, September 6, 2007

Hacı Murat Cup: Bitmeyen proje…

Her şey bu fotoğrafla başladı:

Nedense eski olan her şeye aşırı bir ilgim vardır. Bir aralar bit pazarına giderdim her Pazar. Ivır zıvır bir sürü şeyi bir iki milyona alır, evde tamir edip kullanmaya çalışırdım. Pikaplar, anfiler, kasetçalarlar vs… İşte bu eski arabayı görünce de arkadaşıma “Abi hemen bir fotoğrafımızı çek!” dedim. Fotoğraftan sonra arabayı biraz daha inceledim, üzerindeki “Hacı murat Cup 2006” stickerları dikkatimi çekti. Tamam, araba yarış için modifiye edilmişti, belliydi, ama “Böyle bir yarış mı var yani?!” diye düşünmekten kendimi alamadım.

Boş zamanlarımda resimleri kurcalarken böyle esprili bir görsel çıktı ortaya:

Ve sonra da After Effects öğrenme sürecinde, internet banner reklamlarında kullanılabilecek bir Hacı Murat Cup animasyonu yaptım:

video

Eh, üzerinde bu kadar çalıştıktan sonra, reklamcılık derslerinin birinde proje konusu olarak da Hacı Murat Cup’ı seçtim. Projemin öngörüsü şuydu:

İzmir Yarış Pisti, düzenlediği Hacı Murat Cup’ı standart bir yarış aktivitesinin ötesine taşıyarak, gençler için, festival havasında düzenlenecek bir etkinliğe dönüştürmek istiyor. İlk festivalde Malt konseri, üniversiteler arası rock grupları yarışması gibi etkinlikler olacak. Tabii Hacı Murat’lar da yarışacak.

Ben ise bu festivalden önce gençlere yönelik dergilerde yer alacak “teaser” reklamlar hazırlama işine koyuldum. İşte sonuç:


Wednesday, September 5, 2007

IKEA guerilla act!



İlk resim IKEA İzmir Forum mağazasının girişinde duran sarı vosvos, herhangi bir müşterinin arabasını andırıyor. Benim arkadaşlarım da arabayı görünce "Adam amma yüklemiş küçücük arabayı!" yorumunu yaptı. Ben ise hiç bir şey söylemeden bu durumu sinsice belgeledim. :) İkinci resim ise "Tıka basa yüklenmiş küçük sarı araba" konseptinin kullanıldığı bir afiş...

İşte bu da basılı bir reklam:

Teşekkürler burakargın.

Bunu tusuldatabilirsiniz. Ben tusuldatiyim mesela...

Monday, September 3, 2007

Infrared by Jarmen

Geçenlerde okuduğum bir yazıya yer vermek istiyorum.

Yüksek ışıkta ve yüksek hızda pornografik sinyaller


Her ne kadar yeni teknolojilerle birlikte eskimişte olsa “kızılötesi” bu zamanı açıklamak için güzel bir terim olsa gerek. Hız saplantısı görsel kültür içindeki imajlarında, tıpkı kızıl ötesi ışınlar gibi işlemesine neden oluyor. Gün ışığı altında menzilleri çok kısa iken , yapay ışık altında çok uzun. Tipkı kızılötesini gözümüzün algılayamaması gibi, büyük bir bölümü sırf görmek için yaratılmış, tümüyle sayısal bu imajlarıda gözümüzün algılayıp algılamadığı metaforik olarak tartışılabilir.

Bizimde bu noktada kablosuz erişim yapan cihazlardan pek bir farkımız yok gibi. İletişim çılgınlığında, aşırı hızda veri transferi yaparken “görme”yi bir “işlem” durumuna indirgiyoruz. Bu o kadar hızlı gerçekleşiyor ki neredeyse beynimize ulaşmasına gerek yok gibi. Zira bir görüntüyü algılar algılamaz diğerine geçiyoruz. Bu durum insanın gözlerinde sessizliğe özlem duyduran, korkunç bir gürültü yaratıyor.
Tüm bu görüntüler küresel bir işleme hizmet ederken, bütünsel bir görünüm arz etmeye ve nesne yanılsaması taklidi yapmaya çalışıyor. Hepsi ekranların sonsuz ışığından yayılırken kusursuz numarası yapıyor. Titrek, bulanık, raslantısal olan ne varsa dijital sentezlerle ortadan kaldırılıyor. Oysaki bütün bu “modern mimari”analiz edilip parçalandığında, bunların birer imge değil, sonsuza dek fraktallanan sayısal, soyut birer işlem olduğu her pikselde karşımıza çıkıyor. Belkide “haberdar” insan, tıpkı “pikselli binalar” ı havaya uçuran teröristler gibi, bu yapay bile olamayan görüntüleri tehdit eden bir yerde durmalıdır.

Kızılötesi dürbünler geceye özgü olanı nasıl yok ediyorsa, bu görüntülerde “Gece” nin evrenine ait olan gizemi ortadan kaldırmaktadırlar. Bizler gizemi, yanılsamayı, erotizmi bilimsel nesnellik ve din uğruna yasaklayan Batının katı rasyonalizmi ile kızılötesi bir hızda, sürtünmenin yok olduğu bir evrende, güneşe doğru “arınarak”, Neo ya da İsa gibi, “kör” bir biçimde, “dikey” olarak yükselmekteyiz. Günün birinde, artık kanımıza işlemiş olan “Aydınlama” nın güneşi her yeri sardığında ve sadece gündüz olduğunda Baudrillard ın şu sorusu da anlamını yitirecek:
“Tüm dünya Batılı olduğunda güneş nereden doğacak?”

Bu çalışmayı daha deyaylı incelemek için buradan, sanatçının diğer işlerini görmek için buradan buyurun.

Sunday, September 2, 2007

Fikir yaratma süreci 101 ve Random Input

Her fikir boş, beyaz bir kağıtta başlar! Boş beyaz kağıt ürkütücüdür! Çünkü sizden istenen ve beklenen parlak fikirler, iyi görseller vardır; sizin kafanızda ise bir sürü fikir, gün boyunca Internet, televizyon ve diğer medyada karşılaştığınız mesaj kirliliği içinde yüzüyordur. Kağıt ise bomboştur ve doldurulması gerekmektedir.


“Yaratıcılık doğuştan gelen, genlerimizde olan bir şeydir.” önergesi sanat dalları için geçerli olabilir ama reklam yazmak için stratejik yaratıcılık yöntemleri var. Sistem (yada benim sistemim mi demeli?!) şu şekilde işliyor.

Bir ürünümüz var: Casus Kulaklık Pro! (link)

Google’ı açtım, “ürün” yazıp aradım, karşıma çıkan bir iki linki şuursuzca tıkladım ve bu ürün çıktı. Reklamını yapacağımız ürün bu!

Her Ürünün Bir USP’si vardır! Yaratılmak zorundadır. Somut bir USP yaratılamıyorsa “Nescafe size arkadaş bulur, Jacobs cool gösterir vs…” konseptsel USP’ler yaratılabilir.

Bizim ürünümüzün USP’si: Casus Kulaklık Pro! Walkman kulaklığı gibi olduğu için
yakınınızdaki kişiler müzik dinlediğinizi zannederler, küçük olduğu için de üzerinizde (cebinize saklayabilir, belinizde kemere takabilirsiniz) çok kolay gizleyebilirsiniz. Kimse sizin ajana yattığınızı anlamaz! :)

İşte boş kağıt önümüzde. Daha fazla kaos yaşamadan onu dolduralım!

İşe “keyword”lerle başlıyoruz. Ürünün isminden ve USP’den keywordleri not alıyoruz. Sadece keywordler değil, söz öbekleri yada fikirler de olabilir. Aklınıza gelen her şeyi yazın. Sıfatların –küçük, uzun, güzel vs..- zıtlarını da not etmeyi unutmayın. Benim çıkardığım keywordler:

  • Casus, Kulaklık, Pro, Küçük (büyük, yaşlı), "Müzik dinleyen adam", "Üzerinizde saklayabilirsiniz".

Sonra işin eğlenceli kısmı geliyor: Random Input. Bir sözlükten, bir kitaptan herhangi bir yerden rasgele sayfalar açıp rasgele sözcükler seçiyoruz. Benim şansıma gelen random inputlar:

  • Kaplumbağa, Evcil, Cüzdan, Çılgın, Ağaç, Ucuz (pahalı), Anten, Safari.

Şimdi bu kelimelerden yeni kelimeler ve tamlamalar üretmeye başlıyoruz. Mesela:

  • Casus: Özel Ajan (buzlu camlı kapı, siluet), Kahverengi kaban, Siyah şapka, Eski telefon (grr grr grr :))
  • Kulaklık: Kulak (Kepçe kulak)
  • Ucuz: Ajanlara para ödemeyin!
  • Kaplumbağa: Mekanik ajan kaplumbağası! vs… vs…

Her şey! Aklınıza gelen her şeyi hemen yazın. Bir kelime üzerinde düşündükçe önceki kelimelerden de çağrışım alarak yeni yeni keywordler yazın. Mesela:

  • İşitme Cihazı: Huzur evinde yaşlı amcalar teyzeler, işitme cihazlarını atıp, bizim ürünle ajanlığa soyunuyor!

Takıldınız mı? Yeni random inputlar yazın! Keywordler üzerinde baştan düşünün. Şimdi de bu keywordlerden türettiğimiz keyword havuzumuza oltayı sallayıp, birbirine yakışanları, ürünü ve USP’yi düşünerek bir araya getirelim. Benim ilk aklıma gelen:

  • Kepçe kulaklı bir ajan fotoğrafı. Metin: Ajan olmak için doğuştan yetenekli olmanız gerekmiyor. Casus Kulaklık Pro!yu kullanın.

Ve işte beyaz kağıt bu hale geldi:

Üretin, türetin ve üretin. Aklınıza gelenleri basit çöpten adam figürleriyle çizin. Çizdiklerinizi sonra inceleyip, aklınıza en çok yatanı AIDA kuramına göre tekrar irdeleyip görselleştirin. Görsel anlatımı en sade şekilde yapmaya çalışın. Tek bir fotoğraf, bir simge, bir satır yazı her zaman en iyi anlatım şeklidir.

Fikir yaratma sürecinin en önemli halkalarından biri de fikri unutmaktır. Uzun süre aynı şey üzerinde kafa yormak sizi hep aynı fikirlerin etrafında dolanmaya mahkum eder. Hani bir kelimeyi sürekli tekrarladığınızda, bir süre sonra anlamsız gelmeye başlar ya… aynen öyle. Takılırsanız kafanızı dağıtmak için konunun bambaşka bir basamağına zıplayıp, mesela, google da ajan resimleri aratmayı deneyebilirsiniz.

Umarım yardımı dokunmuştur.

Friday, August 31, 2007